AVRUPA KÖKLER, EFSANELER, İNANÇLAR (XII)

Ermeni tarihi esasen bir zorunlu göçler, tehcirler tarihidir. Türkler kadar eski bir halk Ermeniler. bugün doğu ve güneydoğu anadolu dediğimiz bölge, 2600 yıl kadar önce “Ermenistan” olarak anılıyor. Kadim Ermenistan’ın bilinen ilk işgalcileri İranlılar. Sonra Büyük İskender. Sonra Romalılar. Sonra Bizanslılar. Ardından Araplar, Selçuklar, Moğollar, Tatarlar (Çingizler) daha sonra da Osmanlılar. Osmanlıları, Safavi İranlıları ve nihayet Ruslar izliyor. 

İ.S. 300’e kadar Ermeniler, pagan. Ve İranlılara yakın bir halk. Dini inançları, Zerdüşt İranlılarınkilere benzer. Aynı gelenekleri paylaşır, kız alır, kız verirler; hatta Sasani hanedanına ortaktırlar. 
İki halkın araları Ermeni Kralı Tiridates’in Kayseri’de “Gregori” ismiyle (İ.S. 311) vaftiz olmasıyla açılır. İran İ.S. 600’lerde İslâm’a ihtida edince ilişkiler kopma noktasına gelir. 

İlk kayıtlı göçlerin bu tarihlerde olduğunu görürüz.
Daha sonra 11. yüzyılda Malazgirt’ten giren Selçuklulara yenik düşerler. Halkın bir kısmı İran Azerbeycanına, diğer bir kısmı Adana ve cıvarına (eski Kilikya) göçer. Küçük bir kısmı da Batı Avrupa’ya (Benelux ülkelerine) giderler. 


Evet, Belçika-Hollanda-Lüksemburg üçlüsüne Ermeni göçü bu kadar eskidir. Nitekim, 1905’de Sultan Abdülhamid’e düzenlenen ve en az 28 kişinin öldüğü, en az çünkü 58 yaralı vardı onların akibeti bilinmiyor, suikastın elebaşısı Belçika’nın Anvers şehrinden Charles Eduard ve Anna Jorris isimli “Ermeni Devrimci Federasyonu”na bağlı Troşak fraksiyonundan “sosyalist-anarşist” çiftti.

Geriye dönelim: Ermeniler, Haçlı Seferlerinde Frankların doğal müttefikleriydiler ki bunda şaşılacak bir şey yok. Daha sonra 13. yüzyılda düşmanımın düşmanı dostumdur hesabı işgalci Moğollarla işbirliği yapmaları da doğal sayılmalıdır. Nitekim, Moğollarla yaptıkları işbirliği karşılığında Hazar, Karadeniz ve Akdeniz’de ticari imtiyazlar elde ettiler. Sultaniye, Tebriz gibi şehirlerde ticaret merkezleri kurdular. 
Ancak malûm olduğu üzere, Haçlılar Anadolu’da tutunamadılar. Bu da Ermenilerin 1375’de Kilikya’daki son bağımsız devletlerini de kaybetmeleriyle sonuçlanır. Aynı yıllarda yani Ondördüncü yüzyılda Timur işgali, ardından Karakoyunlularla Akkoyunluların savaşlarında taraf değiller ama arada kalır, adamakıllı zarar görürler. 

Gelelim 1500li yıllara. 1500lü yıllar Şah İsmail’in ünlü Safavi hanedanının İran birliğini gerçekleştirdiği yıllardır. İran tarihte ilk kez Osmanlı karşısında bir tehdit unsuru olarak şekillenir. Birinci Selim, Şah İsmail’in peşine düşer. Osmanlıların eski Ermenistan topraklarına ilk girişleri bu zaman: 1517. Bu tarihte Doğu’da işleri olmamış. Birinci Selim, Şah İsmail’in peşine düşer ama Şah, Osmanlı padişahını göğüslemeye hazır değildir. Osmanlı ordusunun tutunmasını zorlaştırmak için geri çekilirken etrafı ateşe verir. İsmail’in yaktığı bu köyler Ermeni köyleridir. 

Binlerce Ermeni yollara düşerlerken, Sultan Selim, Çaldıran muharebesi kazanır, başkent Tebriz’i alır. Ancak Osmanlı’nın doğuda gözü yoktur, bırakır geri dönerler. Ne var ki, Safavilerle-Osmanlılar arasındaki savaşlar devam eder. 1555’de Ermenistan’ın batı bölgelerini Osmanlılara, doğu bölgelerini İran’a bırakan bir antlaşma imzalanır ama ömrü uzun sürmez. 1578, sonra tekrar 1590 Osmanlı seferlerinde Tebriz bir kaç el değiştirir. 
Güçlü devletler savaşırlarken arada kalmak Ermeni halkının kaderi gibidir. Uzun savaş yıllarında müthiş bir trafik oluşur: Tebriz, Karabağ ve Nahçivan’da yaşayan Ermeniler İstanbul’a gelirlerken, İran, onlardan boşalan topraklara Van Ermenilerini yerleştirir. Böylece boşalan Van’a da Sultan Selim’den itibaren göçebe Kürt aşiretleri yerleştirilir. 
Eski Ermenistan topraklarının boşalmasının, sosyal ve etnik dengesinin Kürtler lehine değişmesinin başlıca nedeni uzun Osmanlı-Safavi savaşlarıdır. 

1600’lü yıllara kadar devam eden bu uygulamanın “Osmanlı devleti Kürtleri kontrol edemeyecek duruma geldiğinde ya da Kürtleri Ermenilere karşı kullanmaya kalktığında Ermenilerin karşısına ciddi bir sorun olarak ortaya çıktığı” görülür.

Osmanlı-Safavi çekişmesinin bir diğer sonucu da İran ve Anadolu (ve İstanbul) Ermenilerinin ayrışmalarıdır. 

“Taş da yumurtanın üstüne düşse, yumurta da taşın, olan yumurtaya olur” mealinde bir atasözü vardır. 

Ne yazık ki, güçlü devletler arasında kalan devletsiz halkların sanki kaderidir ezilmek. 

Türk İran savaşlarının neden olduğu Ermeni göçleri sonucunda ayrışma büyür. İran Ermenileri, Anadolu ve İstanbul Ermenilerine yabancılaşırlar. 
İran uyruklu Ermenilerinin yaşamlarını radikal biçimde etkileyen büyük İran şahı Abbas’tır. 1590’da Osmanlılara yenildikten sonra ordusunu güçlendirmeye koyulan Şah Abbas, Gürcü ve Ermeni gençlerini paralı askerler olarak istihdam eder. Batılıların yardımlarıyla modern topçu kıtaları kurar. 

1603’de yeniden saldırıya geçer. Osmanlı uyruklu Ermeniler bu defa da Şah’ın yanında yer alırlar. Şah, Tebriz’i, Nahçıvan’ı geri alırken, bölge Ermenileri tarafından “kurtarıcı” olarak karşılanır. Nedeninin Ermeni milletinin Osmanlı vergilerinden bunalmış olduğu söylenir. 
Ancak.. Şah İsmail’in yaktığı köyler Ermeni köyleriyken, Şah Abbas ordularının özellikle de Nahçıvan’da yaktığı köyler, Sunni köyleridir. Dahası, köyleri yakan, Sünni halkı kılıçtan geçiren İran ordusunda Şah’ın silâh altına aldığı binlerce Ermeni genci vardır. Hal böyle olunca, Bölge halkları arasında husumet büyür, kan davası körüklenir. 

Öte yandan, onca gencin silâh altına alınmış olması bölgedeki ekonomik faaliyeti durma noktasına getirir. Osmanlılar, bir yıl sonra yani Şah’ın hiç beklemediği bir zamanda 1604’de karşı atağa geçerler. Şah Abbas, bu defa Ermeni halkını İran Azerbeycanı’na göçe zorlar. Bu meyanda Doğu Beyazıt’ı, Van’ı ve Nahçıvan’ı bir kez daha yakar. 

Sonuç: 1604-05 arasında tehcir edilen Ermenilerin sayısının 250-300 000 olduğu, Aras nehrini geçerken büyük kayıplar verdikleri anlatılır. 
Öte yandan, hiçbir ulusun tarihi trajedilerden ibaret değildir. 

Nitekim, izleyen yıllarda yeni yerlerine yerleşen Ermeniler, Yeni Cuha (Nor Jugha) ismini verdikleri yörede, diğer azınlıklara tanınmayan imtiyazlar elde ederler. “Kalantar” denilen belediye başkanlarını seçer, bağımsız kiliselerini oluşturur, özgür ibadet, yargılama haklarına ek olarak, ipek ticaretinde monopol imtiyazına kavuşurlar. 

Karşılığında Şah’a altın olarak ödenen kelle vergisi, bizzat kalantar tarafından toplanır. 

Zamanla 50,000 nüfuslu bir yerleşim olan Nor Jugha, İran-Avrupa ticaret merkezine dönüşür. Şahın doğrudan koruması altındaki Ermeniler, Avrupa-Rusya-Hindistan ticaretini ellerine geçirir.

Levant, East India ve Muskovi şirketleriyle rekabete girişirler. 
Basra Körfezinin özellikle de ipek ticareti monopolü altına almış olması, Osmanlı ticaretinin olumsuz etkilenmesi demektir. 

Osmanlı ordusunun güç kaybı, Batılıların ticari çıkarlarının İran’a kaymasını hızlandırırken, Yeni Cuha Batılı diplomatların, tüccarların istilâsına uğrar. Şah’ı himayesindeki Ermeni tüccarları rakip Osmanlılar aleyhine ticari ve diplomatik ittifaklara girerler. 
Bu yıllarda kaleme alınan Avrupa belgeleri Şah Abbas’ı Ermenileri Türklerden koruyan, refaha kavuşturan lider olarak ulularlar, ancak, Tebrizli Araken gibi Şah’ın tehcir hareketlerinin ve Türk-İran savaşlarının Ermenistanın boşalması ve halkının derin acılara gark edilmesinin müsebbibi olarak gören Ermeni tarihçileri de vardır. 

Öte yandan, dediğim gibi, hiçbir ulusun tarihi trajedilerden ibaret değildir. Ermeni göçlerinin 19.yüzyılda Ermeni halkının kültürel ve siyasi dirilişinde büyük rol oynadığı da bir vakıadır. 

Müslümanlarla eşit hatta daha büyük imtiyazlar elde eden İran Ermenilerinin eriştikleri refah seviyesi halkın güvenini arttırır. Şah Abbas’ın Katolik misyonerlerin yollarını tıkamış olması, Ermenilerin bağımsız kiliselerini kurmalarını, İran ve Irak Ermeni cemaatlerini birleştirmelerini mümkün kılar. 

Öyle ki, Kilise önderleri İstanbul ve Kudüs’le rakabete girişirler. Ermeni Kilisenin itibarı Karabağ ve Zangezur gibi merkezlerin meliklerini de yüceltir. Topraklarını genişletmelerine neden olur. Nitekim, yıllarda Ermeni bağımsızlık hareketlerine öncülük edenler bu meliklerin arasından çıkacaktır. 

Ne ki, Şah Abbas’ın ölümünden itibaren Safavi iktidarı inişe geçer. 
Ermeni tüccarların iş hayatını tehdit eder boyutlara vardığında göçler yeniden başlar. Bu defa Hindistan ve İtalya’ya gidenler ticari faaliyetlerini o ülkelerde sürdürürler. Yükselen Şii muhalefeti koşullarını daha da zorlaştırınca, 1700’lerin başından itibaren göçler hızlanır: 
Bu defa Hindistan’a ek olarak, Orta Doğu, Rusya, Batı Avrupa, büyük sayılarda Ermeni göçmenleri görülür. 
Ermenilerin Batı-Avrupa’ya (Belçika-Hollanda-Danimarka) ilk göçlerinin 11. yüzyıl Selçuklu işgalinden hemen sonra gerçekleşmiş olduğundan bahsetmiştik. 

Belçika’daki ilk Ermeni ticaret evlerine 13. ve14. yüzyıllarda rastlanır. Özellikle de Bruges’da, St.Donat Kilisesi meydanında halı, boya, pamuk ve baharat satar, karşılığında yünlü kumaş, Rus kürkleri, İspanyol yağı alırlarmış. 

1375’de Kilikya devletinin yıkılmasından sonra Belçika, Hollanda ve Danimarka’ya göçenleri Hıristiyan iyiliksever kuruluşları himayeleri altına almış, yardım etmişler. Hatta, Bruge’un “Ermeni Darülacesesi” haline geldiğinden bahsedilir. 

Öte yandan, Amsterdam’a geçen Ermeni tüccarları, inci ve elmas ticaretine giriyorlar. Avrupalı Ermeniler, 1550’den sonra İran Ermenileriyle ticari bağlantılar kuruyorlar ve bu bağlantılar, Hollanda, özellikle de Amsterdam ekonomisine büyük katkı sağlıyor. 

O kadar ki, Avrupalı Ermenilerin 1600lü yılların ikinci yarısında İsfahan’a giden ve yerleşen Hollandalı ortaklarından bahsedilir. 
İlk Ermenice İncil de Amsterdam’da bastırılmış. İlk matbaayı İran’a getirenler Hollanda Ermenileri olmuşlardır. (1638) de. 
Bu arada 1612’de Osmanlı-Hollanda ticaret antlaşması imzalanmasıyla birlikte, Amsterdam’da bu defa Osmanlı Ermenilerini görürüz. 
Bu insanlar büyük olasılıkla 1590 İran-Osmanlı savaşından sonra İstanbul’a yerleşen Ermenilerin akrabalarıdırlar. 
Hollanda kayıtlarına göre Amsterdam’da yaşayan Osmanlı vatandaşı 500 Ermeni ipek taciri “Qoster” (Şark) pazarında dükkân sahibidirler. 1700lerin ilk yarısında, Amsterdam’da kendi kiliselerini inşa edecek, kendi ticaret gemilerine sahip olacak kadar zengindirler. Hollanda bayrağını dalgalandırdıkları gemileriyle silâhlı frikateynler refakatında İzmir’e mal almaya geldikleri bilinir. 

Avrupa Ermenilerinin göçtükleri ülkelerde kazandıkları itibarın bir nedeni ticaret ise, diğeri de dindir. Yani, Müslüman Osmanlı’nın içinde Hıristiyan Avrupa’nın din kardeşi bir halk. 

Şah Abbas’ın Safavi hanedanının gücünü kaybetmesinden sonra hamisiz kalan İran Ermenilerinin korunma hatta kurtarılma için Katolik Avrupa’ya ve Ortodoks Rusya’ya dönmeleri daha 1720li yıllarda başlar. Bu işbirliğinin sonuçlarını da önümüzdeki sohbetimizde göreceğiz.