“KURTLAR VADİSİ”
Kötülüğün gözünün içine bakmak

Amerikan Deniz Piyadelerinin (“Marine”lerinin) şehadetnamelerini duymamışınızdır. “Mezuniyet” töreni, gencecik erin, “Bir Deniz Piyadesi Nedir?” haykırışı ile başlar ve şöyle devam eder:

“Birleşik Devletler Deniz Piyadeleri, iki yüz yılı aşkın titremesidir yerin! Cehennemdir! Ölümdür! Yıkımdır! Dünyanın gördüğü en iyi savaş makinasıdır! Bombaların açtığı bir çukurda doğduk biz! Anamız bir M-16, babamız ta kendisidir İblis’in! Denk al ayağını! Senin hayatına yönelik yeni bir tehdittir, yaşadığım her an benim! Ben, kaba görünüşlü, gezginci bir deniz piyadesiyim! Ben, kibirli, benmerkezci ve küstahım! Korku nedir bilmem, çünkü korkunun ta kendisiyim ben! Kan ve barsaktan oluşan yeşil bir canavarım! Suda da, karada da yaşayabilirim! Ama sudan çıktım ve cerahatimi dünyada mukim Amerikan-karşıtlarının üstüne boşaltıyorum! Ne zaman gerekir, ne zaman olursa, muharebe alanında görkemli bir ölümle ölecek, hayatımı Annem, Deniz Piyadeleri ve Amerikan Bayrağı uğruna feda edeceğim. Kartalı Hava Kuvvetleri’nden, çıpayı Deniz Kuvvetleri’nden, halatı Kara Kuvvetleri’ndan çaldık biz! /forslarından bahsediyor. Amerikan Deniz Piyadelerinin forsları halat sarılı çıpanın üstüne konmuş kartaldır/ Allah dinlenirken Yedinci Gün’de, O’nun sınırlarını aştık, dünyayı çaldık! O gün, bu gün, gösteriyi biz yürütüyoruz. Biz, piyadeler gibi yaşar, denizciler gibi konuşur, her ikisinin de ayaklarını yerden keseriz şamarlarımızla! Gündüz asker, gece hovarda, dilediğimizde sarhoş ve Allah’ın izniyle, Deniz Piyadeleri’yiz, biz!

Gel, kardeşim, gel! Gel de, yasakla bütün şehadetnameleri ekranlardan! Yasakla ki, muhtelif smast zanlıları, dinleyip, dinleyip de büsbütün kudurmasınlar!

Ey, ihtiyatlı resmi/sivil aydınları ülkemin! Ey, hayatı göğüslemeye gelince, sıradanlaşan sıradışı entellektüelleri ülkemin! Sakın, duymasın bizim yeniyetmeler kötülüğün amansız bir gerçek olduğunu! Biri diğerinin gırtlağına çökmüş, boğazlamaya çalışan, aynı kalbi paylaştıkları için bir ömür boyu başaramayan, ak saçlı siyam ikizlerinin varlığını. Çıplak memelerine yapıştırdıkları çıplak bebelerini, açlıkla kudurtulmuş bekçi köpeklerine teslim etmeyen, karınları burunlarında, çırılçıplak gebeleri. Dağıtılan beyinleri. Akıtılan beyinleri. Boşaltılan beyinleri. Çocuk çığlıklarını. Dev penislerin paraladığı ufacık çocukların cesetlerinden arda kalanları. Bir an önce ölmek için çırpınan gaz odası kurbanlarının haykırışlarını. Boşalan barsaklarının paniğini. Bir kaç asılan, boynu kırık bedenleri! İşgalcilerin bir deri bir kemik bıraktığı bedenlerin dağlar gibi yığıldığı münbit toprakları. Çarpılan ağızları, dökülen dişleri. Oyulan gözleri. Kanı, dışkıyı, karanlığı. Eksi altmış derece soğuğu, artı altmış derece sıcağı. Karbonmonoksit, amonyak, metan püsküren taşlaşmış gezegeni. Tamahı, ihaneti, zulmü, iftirayı, tuzağı, dalavereyi. Soykırımın varlığını duymasınlar.

Yaşayakalabilmek için kötülüğün gözünün içine bakmak zorunda olduklarını bilmesinler! Neyle karşı karşıya olduklarının ayırdına varmasınlar! Gerçeklerle silâhlanmasınlar, sakın! Sakın, bilmesinler aslında amansız bir savaşın ortasında doğduklarını! İhtiyatlı abilerinin sesine, ‘doğru’ bellediklerine ters düşmesinler! Sakın farklılaşmasınlar! Yüreklerindeki savaşçıyı uyandırmaya kalkmasınlar! Umutsuzluğu ve korkuyu ilkesel olarak bile reddetmesinler! Sayısız hasımla tek başlarına halleşebilecekleri bilgisini güçlendirmeye kalkışmasınlar!

Monşer, ama herkes bilir, “yiğitlik” iştiyakının çağdaş bir toplum yaratmak yolunda ne denli tehlikeli bir ruh hali olduğunu! Herkes bilir, “yiğitlik” denilen ruh halinin güvenlik içinde olmaya, rahat yaşamaya duyulan akıldışı husumet olduğunu! Gençlerimize rahat batmasın! Giyim kuşam, gastronomi, seyahat, eğlence, modalar, küsmeler barışmalar, nazlar niyazlar – aman çağdaş ‘trend’lerin dışına düşmesinler! Gerçeklik yolunda entellektüel toz dumandan korkmadan yürümeye kalkmasınlar! Don Kişotluğa soyunmasınlar sakın! İnançlarını, güncel hal ve şeraitten, dost ve müttfefiklerimizden, genelde kabul gören değerlerden, sağlıklarından, ailelerinden, kınanmak hatta nefret edilmekten üstün tutmasınlar! Küçük bir övgü ya da söylem ile mutlu olabilenleri, “sıradan adamdan yiğit olmaz, yiğit sıradan değildir” tafrasıyla küçümsemesinler. Kendilerinde varolduğunu keşfettikleri gücü, itiraf, teslim, ikrar, kabul ve ilân ederek, incelikli düşünürleri, ihtiyat sahibi insanları gücendirmesinler! Felsefi olmayan, kutsal olmayan bir tarafları olduğunu anlasınlar!

Aşırı bireysel ve gururlu olduklarının farkına varsınlar. “Öteki”lerle aynı dokuyu paylaştıklarının çoğu zaman ayırdında bile olmadıklarını görsün, utansınlar! Herşeye rağmen, derin saygı gördüklerini hissediyorlarsa şayet, “yüce davranışlar” denilen eylemlerin, akıl işi olmadığının idrakinde olsunlar! Günümüz Türkiye’sinde eylemlerini usa vurmayanlara kuşku ile bakıldığını unutmasınlar. Usa vurmaz, hisseder, ve eyleme geçer olmak; kısıtlamaya, sansüre gelmezlik yerleşiklerin huzurunu kaçırır, ince ruhlu olanlarımızın midelerini bulandırır, bilsinler.

Entelektüel kırtasiyeye değil, varlıklarındaki o gizli dürtüye, yaşayakalma güdüsüne itaat ettikleri gerçeğiyle avunmasınlar. Yaşayakalma güdüsü, zaman zaman en sıradan olanımızda da vardır varolmasına da, onlarınki süreklilik arzettiği, ısrarcı, atak olduğu, yorulmak bilmediği için tehditkârdır, unutmasınlar! Zorlukları tebessümle karşılayan, tehlike sirenlerine kulaklarını tıkayıp kendi müziğini yapan, kendi davulunun ritmine yürüyebilen, az rastlanır ruhlar kendi hallerine bırakılmazlar, “dengesizlik” karşı karşıya kaldıkları en hafif itham olacaktır.

Yiğitliğin, “yiğitler”in kendilerinden başka kimseye erdem olarak görünmediğini de bilsinler. Hangi kitap kurdu demiş, öğretilmiş çaresizlik bu topraklarda yaşayakalmamızın önündeki en büyük müşküldür diye? Kim demiş, en büyük müşkül, yitirdiğimiz özgüvenin yeniden tesisidir diye? Hangi aklı evvel tesbit etmiş, fena halde ürktülmüş, savunmaya itilmiş olduğumuzu? Kavrukluğuna bakmayıp, durumu hamasi börbürlenmelerle idare eden bizim gibi ilkel kalabaların, “yiğit” tipolojilerine ihtiyaçları olamaz! “Yiğit” tipolojilerine, ne gerçekte, ne ekranda, ne sanalda, ne lâfta, ne perdede, ne temennide, ne de dua da ihtiyaçları olamaz!

“Polat,” tipolojisi de kim oluyormuş?!. Bırakın, yiğitlik, John’lara, Johnny’lere, marinlere, rambolara, dört köşe çeneli Marlboro erkeklerine kalsın. Biz, delikanlılarımızın başına çuval yerine kadın içliği geçirerek, “insancıl”laştığımızı sanalım! Bu gezegende obez bir efendinin sofrasına sığınmış bir garip besleme kadar bile şansımız olmadığını unutalım. Aklımızı, iz’anımızı, RTÜK’e ve sivil avenesine teslim edelim! Gerçeklik gibi, umut gibi, sanatsal üretim gibi, başarı gibi utanç verici düşüncelerden uzaklaşalım. Avrupa Yakası’na, olmazsa Gümüş’e takılalım, kimseyi incitmeyelim, kimseyi kırmayalım, medeni abilerimizin izinden ayrılmayalım! Müstehaktır. Dünyayı bilmeyen, dünyanın maskarası olur. Kötülüğü bilmeyen, yaşamın.
Hangi koalisyon güçlerininkidir bilinmez ama bu gezegenin bir yerinde, kalabalık omuzlu bir “psikolojik savaş uzmanı”nın, koltuğunun arkasına rahatça yaslanıp, gülümsediğini görebiliyorum.

“Kurtlar Vadisi”nin emekçilerine gelince: Diziyi saatler süren reklamlara dayanamadığım için izlemedim. Yakınlarda, DVD’sini gördüm. Sinemanın Türkiye’de belki de ilk kez, marjinal olmayan kaygılara seslenebildiğini düşündüm. Akıl vermek haddim değil ama kadim bir Uygur diskuru vardır. “Kendinize güvenin!” der, “Kendinize güvenin! Akranlarınızın, çağınızın, “Gerçeklik”in payınıza düşen kadarıyla da olsa, hakkını verin. Dil, din, ırk, cinsiyet ayırımının tuzağına düşmeden, zamanınızın en yetkin bilginleriyle, sanatçı ve filozoflarıyla dostluk kurun. Mahrem düşüncelerinizi aşkın zekâlarla paylaşın. Sizler, anneleri tarafından sakınılmak durumunda olan özürlüler ya da çocuklar değilsiniz. Kavminizin kaderini eline almaktan kaçınan korkaklar değilsiniz. Sizler, mağdurların kefaretini ödeyecek, kâbustan uyandıracak yetişkin erkeklersiniz. (2007)

 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly