Aleksandr İsayeviç Soljenitsin
GELENEĞİN ÖLÜMÜ

Gogol’la başlayan, Dostoyevskî ile zirveye ulaşan, iki yüz yıllık Rus edebi geleneğinin son yıldızıydı, Aleksandr İsayeviç Soljenitsin. Bu gelenek, edebiyatın kehanet gibi algılandığı, okurun/yurttaşın edebiyattan beklediğinin tatmin değil, kurtuluş olduğu gelenektir. “Nihayet piyanoyu bir çare-i halâs olmak üzere kabul etti” cümlesindeki ‘halâs’ anlamındaki ‘kurtuluş’.

Bir yazarın büyüklüğü, eserlerinin düzmece (fiction) ya da kurgu bağlamında yaratıcı kalitesiyle değil, yaşanan gerçekliğe dair verileri okurun elinden bırakamayacağı şekilde seçmek, düzenlemek ve bütünlük içinde sunmak becerisiyle ölçülür. Bu bağlamda, Rus yazarları için ağır bir yüktür edebiyat; bu ağırlığın altında çöken şair ve romancıların sayısı da hayli kabarıktır.

Sanatın okurları ‘eğlendirmek değil, kurtarmak’ için varolması gerektiği inancını Rus edebiyatına sokan yazar, Gogol. Yaşadığı dönemin acılarının ideolojik ve dini bir yönelişe sevk ettiği Gogol, Dostoyevski’nin elem dolu çırpınışının öncüsü olur. Geleneği sürdüren Soljenitsin, bir Rus yazarının “en çetin görevinin gerçeğe hizmet etmek, ülkeyi ayaklarının altına alan, ezen, karalayan gerçeği diriltmek” olduğunu söyler. 1982’de verdiği bir demeçte, “Sovyetler Birliğini terk edenler, Rus halkının dilinden ve deneyimlerinden uzak düşüyorlar,” demişti, “Eserlerinde uluslararası bir yaklaşımı yeğliyorlar. Oysa, ben, gelenekçi olmaya yatkın birisiyim.”

Sanat ve edebiyatı düzmece yada kurguyla özdeşleştiren Batılı edebiyat çevrelerinin Soljenitsin’e ilişkin tutumlarını edebiyat dışı ölçütler belirler. Nitekim, New York Times’ta yayımlanan bir söyleşinde “Kitaplarımı yayımladığım şu on sekiz yıllık süreçte, yapıtlarımdan hiç birisi, hiçbir yerde ciddi bir edebi çözümlemeye konu olmadı,” diyordu; “Yazdıklarıma ilişkin yorumların hemen hepsi, siyasi duruşumla ilgilidir.”

Tek istisna, Heinrich Böll’ün eleştirileri. Sovyetler Birliği şöyle dursun, Batı’da deprem yaratan İvan Denisoviç’in edebi nitelikleri üzerinde bile hiç konuşulmamış. Gulag Takımadaları’na ilişkin tek bir inceleme yokmuş ki, iki yüz yirmi yedi gulag mahkûmunun ‘gerçek’ öykülerinin bir mozaik gibi döşendiği üç ciltlik bir eser Gulag Takımadaları. On sekiz yılını verdiği beş bin sayfalık dev eseri Kızıl Çark’ın ise esamesi bile okunmuyor, çünkü, “fazla tedrisi (didaktik) ve tümüyle düzmece (fiction) değil.” Yaygın söylem, “Kızıl Çark tarihi bir romansa, Harp ve Sulh’un Soljenitsîn çeşitlemesinden ibaret olmalı” şeklinde. Oysa, “Beni en çok etkileyen eserin Harp ve Sulh olduğu doğrudur,” diyen Soljenitsin’in kendisi:

Kitaplarımda en çok bahsettiğim yazarın Tolstoy olduğu da doğrudur; nedeni, en önemli nedeni, Tolstoy’un benim anlattığım dönemde, yirminci yüzyılın başlarında, toplumu derinden etkilemiş olması. Roman kahramanlarım sık sık Tolstoy’dan söz ediyorlarsa, ’17 devrimi öncesi Rus liberal ortamının böyle bir ortam olmasındandır. Dostoyevskî, devrime karşı olduğu düşünüldüğü için pek sevilmezdi. Nitekim, Rusya’da etkin olmasına izin verilmedi, buradan önce Batı’da, özellikle de Almanya ve İngiltere’de tanındı. Bana gelince, manevi değerler bakımından Tolstoy’dan çok Dostoyevskî’ye yakınım.

Gulag Takımadaları‘nı Nobel ile ödüllendiren (1974) edebiyat gurularının, Kızıl Çark’a sırt çevirmelerinin nedeni, Soljenitsîn’in edebi yaratıcılığının yetersizliği değil, yazarın siyasi konjönktür gereği gözden düşmüş olmasıydı. Oysa, 1975’de Sovyetlerden sürgün edildikten sonra Fransa’yı ziyaret ettiğinde Paris Match dergisi Soljenitsin’i “Dostoyevskî’yle eşdeğer bir dahi” olarak değerlendirmiş, L’Express “yeni bir peygamber, büyük bir dini hareketin öncüsü” diye yazmış, ilk televizyon programını sadece Fransa’da yetmiş beş milyon kişi izlemişti. Ancak bir kaç ay sonra Washington’a gittiğinde, Beyaz Saray’a davet edilmediği gibi, Amerikan Senatosu’nun onursal vatandaşlık kararı da uygulamaya konmadı. Engelleyen, Başkan Ford’un İçişleri Bakanı Henry Kissenger’dı, nedeni de Amerikan İşçi Federasyonu ve Sanayi Örgütleri Kongresi’nin (AFL-CIO) daveti üzerine verdiği bir konferansta Amerika’yı “çıkarlarını korumak uğruna SSCB’deki insan hakları ihlâllerine bigâne kalmakla” suçlamış olması.

Kissenger’ı alkışlayanların başında İngiliz Guardian gazetesinin Washington muhabiri, Simon Winchester. Winchester, “sarkık bira göbekliler” dediği sendika üyelerine “oynamakla” suçladığı “kıllı polemikçi, saçaklı yazar, kırmızı-enselilerin sevgilisi” Soljenitsîn’i Beyaz Saray’a sokmayan Başkan Ford’u “haysiyetli” tutumu nedeniyle kutladı. “Kırmızı-enseliler” dediği ise, ABD’nin güney eyaletlerinin yoksul beyaz tarım işçileri, “red-necks.”

Dağılan Sovyetler Birliğinin ‘Zapadnikî’ denilen ‘Batılılaştırmacı’ aydınlarının Avro-Amerikan kervanına katılmakta gecikmemiş olmaları daha da manidardır. 1994’de Rusya’ya geri döndüğünde bu defa Nazavismaya Gazeta’da yazan Grigori Amelin, “Bizim Vermont’lu Voltaire’imiz ruhani bir abide, girişte insanların şapkalarını bıraktıkları bir askılıktan ibarettir” diyebilmişti. “Bırakalım, orada naftalinlenmiş olarak sonsuza dek kalsın. Bu Holywood sakallısını, bu vicdanı inanılmayacak ölçülerde temizlenmiş, güneşte ışıldayacak kadar cilâlanmış, hadım külliyatçıyı meraya salalım, gitsin!

Kendisi de bir romancı olan Viktor Yerofeyev, Soljenitsîn’den haddini aşmış bir taşra lisesi öğretmeni diye sözedebilecek kadar insafsızdı. “Soljenitsîn’in insancıl ıstırabı, sosyalist realizm kadar komik ve köhne.” Ve Artyom Troytski, Rus Playboy dergisinin sahibi, ‘rock’ eleştirmeni, Kafe Oblomov isimli televizyon programının yapımcısı, “Perestroyka sonrası kuşağı için hiçbir şey ifade etmiyor. Korkarım Soljenitsîn’in işi bitik!” diyordu, “Bu saatten sonra Gulag Takımadaları‘nı kim ne yapsın?!” Kimse de bir şey yapmadı nitekim. Günümüzde Rus gençleri, ne Gulagları ne de Soljenitsin’i biliyorlar.

Bilmesinler daha iyi diyenler de yok değil. Öyle ya, cehennemin panoramasını kaleme almak demek, yeniden yeniden kavrulmayı göze almak demek! Aklı başında birisinin yapacağı iş değil! Aklı başında birisi, şahit olduklarını rüyalarında bile unutmaya çalışır ki, yaşayakalabilsin! 12 Eylül’den kaç kitap çıktı?

(Ağustos, 2008, Radikal Kitap)

 
 DİĞER MAKALELER
EYLÜL 2011
• 
EYLÜL 2008
AĞUSTOS 2008
TEMMUZ 2008
• 
• ALMANYA
• HİTLER
HAZİRAN 2008
• 
MAYIS 2008
• 
NİSAN 2008
MART 2008
• 
ŞUBAT 2008
OCAK 2008
• AÇMAZ
ARALIK 2007
KASIM 2007
EKİM 2007
EYLÜL 2007
AĞUSTOS 2007
NİSAN 2007
MART 2007
ŞUBAT 2007
OCAK 2007
ARALIK 2006
KASIM 2006
MAYIS 2006
NİSAN 2006
ŞUBAT 2006
OCAK 2006
ARALIK 2005
EKİM 2005
EYLÜL 2005
• ÖCÜ!
AĞUSTOS 2005
TEMMUZ 2005
HAZİRAN 2005
MAYIS 2005
NİSAN 2005
MART 2005
ŞUBAT 2005
OCAK 2005
ARALIK 2004
KASIM 2004
EKİM 2004
EYLÜL 2004
AĞUSTOS 2004
TEMMUZ 2004
HAZİRAN 2004
MAYIS 2004
• GÂVUR
NİSAN 2004
MART 2004
ŞUBAT 2004
OCAK 2004
EKİM 2003
EYLÜL 2003
AĞUSTOS 2003
TEMMUZ 2003
MAYIS 2003
NİSAN 2003
MART 2003
ŞUBAT 2003
OCAK 2003
ARALIK 2002
KASIM 2002
EKİM 2002
EYLÜL 2002
AĞUSTOS 2002
TEMMUZ 2002
• ABANT
HAZİRAN 2002
MAYIS 2002
NİSAN 2002
MART 2002
ŞUBAT 2002
OCAK 2002
ARALIK 2001

 BEĞENDİKLERİM
Alev Alatly