2013, 29 Mart - Can Ataseven

"Beyaz Türkler Küstüler!" madem, e ben de kitapta çokça bahsedilen internet kuşağından biriyim, verilecek en beylik "sözlükçü" cevabı yapıştırıvereyim önce küskünlere: "Ağlama Melis!" :)   Şaka bir yana, BTK bir küskünlükten çok, bir bıkkınlığı, pes edişi anlatıyor bana kalırsa. Beyaz Türkler Bıktılar, haddimi aşıyorsam affedin, daha uygun bir başlık olurdu bence. Atlas Shrugged tınısı kibir mi çağrıştırırdı? Yoksa küskünlüğün telmihi "yarın bir gün barışırız"ı mı savsaklıyor olurdum? Bu vazgeçiş hissini güçlendiren, belki de serinin ilk dört kitabını sesinden dinlediğimiz Mehmet Sedes'in bu defa gözlemci / anlatıcı rolünü yeni bir karaktere bırakmış olması. Onu birden böyle uzaktan görüyor olmak okuyucuyu endişelendiriyor sanki: Sedes, yorulmuş mu? Kendini nadasa bırakmış, bekliyor mu? Öyle ki, artık çokça "italiklemiyor" bile. Eskiden olsa "italiklenecek" çoğu durumda bile Meral hanım da, Mehmet bey de "iyi ya" ile yetiniyorlar artık.

İyi ya, öyle olsun. Sizin alınız al inandım / sizin morunuz mor inandım / Tanrınız büyük amenna / Şiiriniz adamakıllı şiir / Dumanı caba. İyi ya, sarkaç o yöne gidiyorsa, bekleriz. İyi ya. Ben sade bir serçeyim sazlıkların arasında. Şarkı söylemem. Unutmam. Kışın gitmem. İyi ya. Allah ıslah etsin.

Mustafa Sarıgül'ün Şişli'sinde açılıyor kitap, Viva La Muerte'nin başındaki şair cenazesine nazire yaparcasına, yine bir expat toplantısıyla. Ve Yeni Türkiye'nin temsilcileri bir bir sahne alıyorlar: haysiyeti kalmamış basının yeni gazeteci tipi İlhan, soydan miras potansiyelini hafif bir yaşama tahvil etmiş kocası, New Age'in dört koldan sarmaladığı su perisi Melis, Anadolu Kaplanı yavruları Burak ve Nilgün, Kirkor Nişanyan...paçozlukta eşitlenmiş bir ülkenin halini anlatan bir albümün dijital fotoğrafları. "Bu ülkenin kırmızı çizgileri yok" diyor Mübeccel hanım, "derin hassasiyetleri yok. Yalın sathi, doğrusal ve anı yaşayan bir toplum. Derin devlet dediğin de laf ola beri gele".

Rodoplu'nun yıllar önce işaret ettiği rasyonel otorite kaybının geri dönülemez noktaya geldiği internet çağında, paçozlukta eşitlendik evet. Kimsenin kırmızı çizgileri yok artık, kimsenin derin hassasiyetleri yok. Sevincimiz facebookta durum güncellemekten, acımız slogan tweetlemekten ibaret. Büyük Yalan silindir gibi geçti üzerimizden, bir o tarafa, bir tarafa, geçmeye devam edecek gibi duruyor. İncelmeden, yaşayakalmak mümkün mü?

Kadızadenin yıllar önce işaret ettiği "bunlar yakında camilere tahta sıra da koyarlar, namaz kılarken ne üst kalıyor ne baş" uyumlu-İslam ("ipad compatible" misali, New Age uyumlu İslam!) tüm korkumuzu sildi süpürdü, irtica denen öcü paçoz palyoçonun tekiymiş. Hermes çantaların, Burberry türbanların şeriat getireceğinden korkusu olan kaldı mı? İslamcılar gözümüzün önünde intihar ettiler, şimdilerde kar payının neden banka faizleriyle başabaş olduğuna yalan cevaplar arıyor, fetva peşinde koşuyorlar.

Kesif bir bıkkınlık söylüyor Sedes'in finaldeki vazgeçişi, Rodoplu "pasifize olmaktan" korkardı, "ev gölgesi serpuştur deyip çekilecek halimiz yok ya!" derdi, Sedes, "Gelme!" diyor sonunda, "GELME!". Çözümü bilmiyor, "yerliler kazansınlar" duasının sonucunu öngörememiş olmanın acısını duyuyor. "Be careful what you wish for - ne dilediğine dikkat et, gerçekleşebilir!" derler ya (sanki Mehmet bey "öyle mi derler?" dedi bir yerlerde) , belki de henüz bu hayalkırıklığının, bu tokadın sersemliğini atmadı üzerinden.  Viva La Muertenin son bölümü, Rodoplu'nun veda mektubu, bir eylem manifestosudur, bir öneri metnidir. Yeni bir kamuoyu oluşturacağız der, yan yana, diz dize, sonunda biz yerliler kazanacağız. Mehmet ve Meral'in önerileri yok, kabuklarına çekilmeye karar veriyorlar, o kadim sarkacın, ömürleri yettiği kadarınca, salınımını izlemeye. Kimbilir belki de oyunu kaybetmediler, sadece zaman yetmedi! Belki Melis'in oğullarından biri..kekik, tarçın yeşil elma kokul...saçmalıyorum.

BTK, Alev Hoca'nın Kurtlar Vadisi'ne göstermekten vazgeçmediği muhabbeti, Turna Milliyetçiliğinin yer yer "Türk'ü kayırmacılığa" meyletmesi, "Kuran'da eşcinselliğin cezası idamken, bir Allah'ın kulu Bilgi'de LBGT kulübü kurulmasına ses çıkarmadı" gibi bence haksız sitemleri gibi noktalara itirazım saklı kalmak kaydıyla (eh biz de Hoca'ya bir kaç "iyi ya" yolladık vesselam :)) arsız, densiz, haddini bilmez, bayağı olmayan tüm okurlara hemen okumalarını tavsiye edeceğim bir başka Alatlı kitabı olmuş. Maçta hangi tarafta olursanız olun, hükmen mağlubiyeti kendinize yediremeyecekseniz, sahaya çıkmak, olası uzatmalara hazırlanmak lazım!