2013, 26 Mart - Erkin Çam

Bir kitapta aradığım şey, muhtemelen 17-18 yaşımdan beri, beni zorlamasıdır. Ne dediğini hemencecik kavradığım, içerdiği düşüncelerle kendi düşüncelerimi kolayca özdeşleştirebildiğim, benim haklı olduğumu teyit eden kitapları da severim elbette, yalnızlığımı giderirler. Akıp giden, neredeyse film izler gibi kafa yormadan okuyabildiğim romanlara da bayılırım. Ama kitaplığımdaki "ödünç verilmeyecekler" rafına girmesi için bir kitabın beni yorması gerekir. Dönüp dönüp okuduğum, 2 gün sonra anladığım, hatta bazılarını hala anlayamadığım cümleler içeren, beni kızdıran, beni zihnen yoran, bana gerçekten bir şeyler öğreten, doğru bildiklerimi sarsan ve huzursuz eden kitaplardır bağrıma bastıklarım.

İşte Alev Alatlı'nın böylesi bir etkisi var bende. Günay Rodoplu ile tanıştığımdan beri ondan öğrendiklerimle döşedim ayağımın bastığı zeminin bir kısmını. "Viva La Muerte" ile başlayan "Or'da Kimse Var Mı?" dizi kendime ve bu ülkeye dair bildiğim neredeyse her şeyi baştan şekillendirmeme neden oldu. Kafamda çok kavga ettim Alatlı'yla. Ama neticede dünya görüşüm için bana sağlam bir zemin sağladı, sonraki yıllarda okuyacağım kitaplar için de bol bol kaynak gösterdi.

Dörtlemenin ardından gelen "Schrödinger'in Kedisi - Kabus (ve Rüya)" da dörtlemenin devamı gibiydi. Distopik bir Türkiye'yi anlatsa da bugüne verdiği mesajlarıyla Alev Alatlı'nın okuruyla bağını sağlamlaştırdı bu iki kitap.

Okurlarının uzun zamandır beklediği Türkiye'ye dair yeni romanı "Beyaz Türkler Küstüler" ile Alev Alatlı bir süredir ihmal ettiği okurlarının gönlünü alıyor şimdilerde. Kitabın önce söylentisini, sonra adını duyan diğerleri gibi ben de kitabı merakla bekliyordum. Çıkana kadar da bu konuda yazma ihtiyacımı bastırdım. Şimdi kitabı okuyup bitirmiş olmanın verdiği huzurla iki laf edebilirim:

Daha önce de yazdığım gibi AKP'nin yükselişiyle başlayan Beyaz Türklerin küsmesini anlatıyor bu kitap. Beyaz Türkler bu ülkenin yüzü Batı'ya dönük elitleriydi, Tanzimat'la başlayan sürecin yıldızı, öncüsü, yol göstereniydiler. Jakobendiler, Türklük ile bir aşk-nefret ilişkileri vardı; kafalarındaki Türk'ü yaratmak için çırpınıyorlardı. Belki iyi niyetli ama kesinlikle hoyrattılar. Sonunda Beyaz Türkler iktidardan düştüğünde AKP iktidara geldi. Bir zamanlar badem bıyıklı diye dalga geçilen adamlar bakan oldular, başörtü moda haline geldi, askerin devlet üzerindeki gücü zamanla zayıfladı ve elitler büyük bir şok yaşadılar. AKP ünlü bir yazarın dediği gibi "bu ülkenin C takımı" idi, en az İttihat ve Terakki kadar idealist ama en az onlar kadar hoyrat davrandılar. En acısı da kitlelerin gücünü arkalarına aldıklarında seçkinleri hor gördüler, kendi seçkinlerini yaratmayı bile denemediler.

Sayfaları çevirdikçe son on yılda yaşananların hikayesini okuyor ve bakıp görmediklerimizi, görüp de konduramadıklarımızı Alatlı'nın gözüyle görme fırsatı buluyoruz. Sanal alemin ve sosyal medyanın yarattığı etkilerden belediyeciliğe, "kontrollü haberler"den Şirince'de yaşananlara, Müslümanların kaybedilişinden Kürtlerin kaybedilişine savruluyoruz kitabı okurken; özellikle Alatlı'yı tanımayanlar, kalemine aşina olmayanlar için bu savrulmalar zorlayıcı bir deneyime dönüşüyor. Ancak içinde yaşadığımız dönemi en iyi açıklayan ve analiz eden kitabı elinizde tuttuğunuzu anlıyorsunuz her sayfada; hakim kişileri, olayları ve düşünceleri doğru biçimde değerlendiriyor. Sizi şaşırtıyor, sarsıyor, şüpheye düşürüyor...

Mehmet Sedes'in Günay'dan sonra ne yaptığını merak edenleri de, kendisini daha önce hiç okumayanları da çağırıyor Alev Alatlı. Tüm yerlilere soruyor:

"Or'da hâla kimse var mı?"