2013, 17 Mart
Hürriyet - Zeynep Bilgehan 

Kitabınızın adı ‘Beyaz Türkler Küstüler’. Sizin tanımınızla kimdir Beyaz Türkler?

- “Orijinal Beyaz Türk” 1940’lı yılların ‘laik-hümanist’ eğitiminin şekillendirdiği, tüm enerjilerini ‘çağdaşlaşma’ dedikleri ve fakat aslında Batı medeniyetine Yunan-Roma bacağından duhul etmeye çabalayan yurdum insanları. Onların günümüzdeki uzantıları da Beyaz Türkler. Tamamen kopuk bir kuşak olarak yetiştiler. Bugün hala Anadolu’da neler olduğunu veya AKP’nin neden bu oyu aldığını anlayamıyorlar. “Türk hümanizmi” denilen eğitim modeli,    kültürel kodların kaybı ile sonuçlandı. Kodlar küçümsendiği için, kayıp telafi de edilemedi.

Kime neden küstüler peki?

- Toplum onların bekledikleri gibi evrilmedi. Toplumculuğa evrileceği beklenirken, süper-bireyselciliğe evrildiğini gördüler. Arkalarını bir döndüler ki hakim kültür kendilerininki değil. Bunun yeni farkına varılıyor çünkü hep öğrenmemek için direndiler ama bu iktidarla kayıplarının farkına vardılar.

Ne değişti bu iktidarla?

- Eski olduğu düşünülen kodların aslında diri oldukları ortaya çıktı.  AKP iktidarı, yeni dünya düzeni ve liberalizmin baskın olduğu döneme denk düştü, dolayısıyla diri unsurlar daha bir görünür hale geldi. “New Age” bütün dünyada sıradanlığı yücelten bir anlayış. Ahlak bile göreceli hale geldi. Oysa özgürlükçülüğün de limitleri vardır. Hak, hukuk, ülke sevgisi, köken birliği ve milli gurur  gibi kadim değerlerin üzerinde konuşulup toplumsal mutabakatı sağlama gayreti de görmüyorum.

Bu bağlamda Anayasa’daki Türklük kavramıyla ilgili tartışmalara ne diyorsunuz?

- Nitelikli tartışmadan çok, ağız dalaşı ve dedikodu görüyorum.  Filozofları olmayan ülkelerde ağız dalaşı ve tabii paçozluk hakim olur. Dolayısıyla anayasanın toplumsal bir mutabakatın ürünü olması ihtimali zayıftır.  Asli unsurlar ihmal edilecektir.  Birgül Ayman Güler’in hırpalanması iyi bir örnek. Hanımefendinin  söylediği ile “söylediği söylenen” aynı değildir.  Tartışma denilen şeyin kuralları vardır. Kurallara uyulmadığında paçozlaşma kaçınılmazdır.  Kaldı ki, milliyet gibi, kadına şiddet, soykırım gibi bazı kadim kabuller referandumla karara bağlanmazlar.

Kitapta ‘Türk olmaktan kaçan kaçana’ diye bir cümle var. Tam bugünün gündemini anlatıyor sanki…

- Olacağına, bakın. ‘Türk’ hem bir budunun, hem de bir üst kimliğin adı olunca, kim ne dediğini bilmez oluyor. İnsan pekalâ da Boşnak veya Arnavut budunundan Türk milliyetçisi olabilir. Asli ırkçılık, bunun aksini savunmaktır.

HERMESLER SATIYOR
AMA KALİTESİZLEŞME DEVAM EDİYOR

Kitapta birçok kesimden göz önündeki kişilere eleştiriler var. Bazılarında direk isim de kullanıyorsunuz.

- Kullanıyorum, evet, çünkü bir yangına işaret etmeye çalışıyorum ve bu isimler oradalar. Derdim bir zümre, bir sınıf veya bir budunla değil. Bireylerle hiç değil çünkü bilirim ki hamam eski hamam olduğu sürece tellâklar değişmiş değişmemiş farketmez. Ve kalitesizleşme, kendim dahil, hepimizi tehdit eden bir salgındır.

Geçen yıl verdiğiniz bir röportaj üzerine bu paçozluk mevzunun büyümesine şaşırmış mıydınız?

- Keşke büyüseydi! Büyüseydi de benim sevgili Filistinliler alınmasınlar diye ‘paçozluk’ sözcüğü ile tanımladığım, aslı Schopenhauer’den bu yana ‘philistinism’ olarak bilinen toplumsal kalitesizleşme felâketi üzerinde konuşabilseydik.

Nasıl bir felaket bu?

- Paçozluğun bir tarifi de liyakatın ölçü olmaktan çıkması, sıradanlığın, rüküşlüğün yadırganmaz olmasıdır. Münir Nurettinler yerlerini piyanist şantörlere bırakırlar. “Nota bilmiyor ama köşeyi döndü, ne haber!?” ruh halinin topluma hakim olması halinde kalitesizlik kaçınılmaz olur. Öte yandan, eli nasırlı işçi veya sahici Müslüman da paçoz olmaz. Paçoz, küçük burjuvadan çıkar.

‘Varoş çocuklarını New Age hayalleriyle oyalamak isteyen oportunistlerden’ bahsediyorsunuz. Kim bunlar?

- Varoş çocukları bildiğimiz ilkokul terk varoş çocukları; kaportacılar, aşçı yamakları, komiler... “New Age” adı üstünde, “hoşluklar” çağı. Lâkin yarım milyon üniversite mezununun işsiz olduğu bir ülkede sokak partilerinin Brezilya tango festivalleri çağrışımlarının Beyaz Türklere acı verdiğini gözlemliyorum. Hermes çantalarının leblebi gibi satılıyor olmaları toplumsal kalitede artış anlamına gelmez.

TÜRKİYE’DE ELİT YOK

Kitaptaki Beyaz Türkler, ‘Çirkince’ diye bir kasabada yaşayan ve yaptırdığı evler için yıkım kararı çıkınca “Yıkımın ardında Ermeni olmam var” diyen bir Kirkor Saroyan karakterini oportünistlikle suçluyor...

- Kitapta anlatılan Beyaz Türkler’i rahatsız eden, entelektüel birikimleriye övünen ‘medeni’ insanların çıkarlarına dokunulduğunda kanunsuzluğa revaç veren, hatta yasadışılığı müktesep hakları ilân etmekten geri durmayan kural tanımazlıkları ve küstahlığa varan üstencilikleridir. Sonuç bir tür aydın despotizmi. Yasaların işlemediği alacakaranlıkta, ne demokrasi, ne de liberalizm kotarılabilir.

Türkiye’deki elitizm karşıtlığına ne diyorsunuz? Başbakan ‘zenci Türk’ kavramını çok kullanıyor buna tepki olarak...

- Yerleşik asilleri olmayan bir ülkede elite ve elitizme tepkinin yanlış yönlendirilmiş olduğunu düşünüyorum. Tepki, nepotizme, aferizme, kayırmacılığa, bizden olsun çamurdan olsun anlayışına olmalıydı. Bu ülkenin entelektüeli çoğu kez çulsuz ailelerin çocuklarıdır. Haksız kazançla gelen itibarla entelektüelizmi birbirinden ayrı tutmak lâzım.

Türkiye’de bir elit kesim var mı?

- Kelimenin asli anlamına sadık kalacaksak, hayır, yok. İyi okullarda okumanın avantajı oluyor tabii ama yerleşik elit bir kesimden söz edemezsiniz. Lordlar Kamarası’nı düşünün. Asiller aynı zamanda yargıç görevi yaparlar. Türkiye’de bu bağlamda elit bir zümre yoktur.

MÜSLÜMAN BURJUVA OLAMAZ

Kitapta ‘İslam’ın panteizme yenildiğinden’den bahsediliyor. Nedir ‘panteizm?’?

- Günah kavramını reddeden, Tanrı’nın kötülüğü cezalandırıcı vasfını yoksayan anlayıştır. Bu bağlamda, kapitalizmin dini olduğu değerlendirilir. Nasıl ki serbest piyasa ekonomisi bireyin refahının toplumun refahına evrileceğini, eşitsizliklerin “görülmez bir el” tarafından eninde sonunda giderileceğini savunur, panteizm de Tanrı’yı insanoğlunun günahlarına ortak eder. Senin inancın sana, benim inancım bana şeklinde, ortak inanç/değer yargıları  sisteminin reddidir.

Yeni Müslüman burjuvalarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

- ‘Burjuva’ teriminin ‘kapitalist orta sınıf’ şeklindeki asli anlamına sadık kalacaksak, insan hem kapitalist hem de müslüman olamaz diye kesip atmak zorunda kalırım – çünkü kapitalizmin artı değer yaratma ilkesi, İslam’ın ‘kul hakkı’yla ille de çatışacaktır. Malûm; üzerinde kul hakkı bulunanların ruhları Cennete girmez buyurulmuştur.

Bu kitapla ilgili nasıl geri dönüşler bekliyorsunuz?

- Bilmem. Sessizlik suikastına da uğrayabilir – uğramaya da bilir.  Ben Türk toplumuna angaje bir yazarım. Kendimi uyarmakla, bu ülkenin bana verdiği birikimin zekâtını vermekle yükümlü hissediyorum, hepsi bu.

“Beyaz Türkler topluma hiçbir zaman entegre olamadı. Kendi medeniyetlerine ait hiçbir unsuru savunamayan, “expatriot” hüviyetindeler.  Bütüne bakabilme yetilerini kaybettiler. İmkanı olan herkes çocuğunu yurtdışında tahsile gönderdi, sonuç toplumun büyük çoğunluğuna yabancılaşma.  Tansu Çiller tipolojisi en iyi örneklerden birisidir.”

“Basının ‘lifestyle’ dayatması, büyük bir sevgisiz örneği. Üstenci ve pespaye bir ‘benim gibi yaşayacaksın’ tavrı. Bir tür   engizisyon ki, bitmesi için ya örneğin Ürgüp’teki kasap da ‘lifestyle’demeyi öğrenecek ya da o direnecek ve ‘lifestyle’  ifadesi kullanılamaz olacak. Kim galip gelecek, göreceğiz.