2013, 2 Nisan
Türkiye Gazetesi – Fatih Vural

Alev Alatlı, Türkiye’de farklı bir yerde konumlandırılan bir münevver. Özellikle 90’lı yılların ‘ötekisi’ olan muhafazakar kesimin el üstünde tuttuğu bir münevvere, bugün bir mesafe konulmasını hangi dinamiklere bağlıyorsunuz.

-“Mesafe konulduğu”nu sizden öğreniyorum, öyleyse yazık.  Vardıysa beni “el üstünde tutan” birileri, belli ki yanlış nedenlerle teveccüh göstermişler.  Bununla beraber, “muhafazakâr kesim”in, daha doğrusu neyin/nelerin kimler tarafından muhafaza edildiğinin hakkıyla bilinmesi, ortaya dökülmesi gerektiğini düşünürüm.  Böyle baktığımda, galiba en “muhafazakar” olan da benim halâ!  İronik, değil mi?

Anayasada, Türklükle ilgili ifadenin çıkarılmasına karşı çıkan bildiride imzanızın olmasına gösterilen tepkileri, o mesafeyi de göz önünde bulundurduğunuzda nasıl yorumluyorsunuz?

- İfade “Türklük” ile ilgili değildir!  İfade, “Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve sahibi olan Türk milletinin adı, vatandaşlık tarifinden ve Anayasa’dan çıkarılamaz”  şeklindedir.  Türkiye’nin Türk milletinin müktesep hakkı olduğunu ifade eder.  Doğrusu, ben sizin ima ettiğiniz gibi tepki görmüş de değilim. Kapalı kapılar ardında homurdanmalar varsa, bunların da en basitinden hazımsızlık olduğunu düşünürüm. Hem, her konuda aynı düşünmek durumunda değiliz, hem de,  benim ve İnalcık’ın ve Ortaylı’nın böyle bir zamanda uyarıda bulundukları  yerde,  bir durup düşünmek gerekir derim.  Öte yandan, bir tarafdan demokrasiyi şiar edinip, diğer taraftan  sizden/çoğunluktan  farklı  düşünene öfkelenirseniz, bir şeyler çok bozuk gidiyor demektir.  Size içimden geçeni itiraf edeyim mi? “Türk” olmaktan  bu kadar rencide olan bir kesimle de benim işim olmaz – tıpkı Yeni Dünya Düzeni liberalleriyle işim olmadığı gibi olmaz.

Türkiye’de Beyaz Türklerin Özal’la başlayan şaşkınlığının, Erdoğan’la zirveye çıktığını söylüyorsunuz. Ekliyorsunuz: “Erdoğan başarısıyla öldü sanılan kodların diri olduğu ortaya çıktı.” Neydi o kodlar?

-Yerlilerin, Yakup Kadri bağlamında “yaban”ın, ekonomiden, teknolojiden bihaber oldukları, bu nedenle de Türkiye’yi yönetemeyecekleri şeklindeki inançlar;  yoksulların, işsizlerin derdine Batılı reçetelerin dışında da deva bulunabileceği şeklindeki tezlerin boş olduları iddiaları.  İnananların yönetimde ehil olamayacakları gibi, cami ile ekonomik kalkınmanın birarada gitmeyeceği gibi kodlar. Beğenmedikleri  takunyalıların – Özal kardeşlere böyle derlerdi – dünyayı  doğru okuyabildikleri ortaya çıkınca şaşırmışlardı, Tayyip bey ile donup kaldılar.

O kodların işlerliğiyle Kürt sorununun çözümü noktasındaki ilerleyiş sürecini nasıl yorumlarsınız?

- Bu soruyu sormaktan muradınız İslamın Kürt sorunu dediğiniz meseleyi çözmekteki katkısını değerlendirmemi istiyor olmanızsa, cevabım, bahis korusu sorunun  inanç  birliğinden öte diğer başka unsurları olduğudur.  Abdülhamit  Hanın başaramadığını bugün başarmak daha da zordur.  Tarih bize budunların ayrışmalarını dinlerin önleyemeceğini tekrar ve tekrar ve tekrar gösterir. Diğer başka faktörler devreye girmek durumundadır ve benim gördüğüm kadarıyla Sayın Başbakan işin aslını hepimizden iyi bilmekte ve yönetmektedir.

Ya da var olan sorunun karşılığı sizde ‘Kürt sorunu’ mudur? Değilse nedir?

- Kürt sorunu dediğiniz esas itibariyle ülkenin sosyo-ekonomik tablosuna entegre olabilmişlik sorunudur.  Hangimizin  DNA’sına baksak, farklı budunların kodlarını görürüz – Boşnak’tı, Laz’dı vs.  Buradan yola çıkılmaz. Nereden çıkılır, eğitimden çıkılır, dünya görüşünden çıkılır, farkındalıktan çıkılır ki, mutabakat sağlanabilsin.  Ha, diyeceksiniz ki, peki öyleyse neden “Türk.”  Bu bir hakkın teslim edilmesi meselesidir, kurucunun hakkını teslim etmektir. Allah her günahı affeder kul hakkı ihlalini affetmez derler, bilirsiniz.

Akil adam seçiminde, süreci en iyi bilen aktörlerin olmamasını, bu kurumun da geçersiz kıldığını savunuyorsunuz. Müzakere sürecinde hangi toplumsal gruplar yer almalı?

- Bilginiz yanlış.  Akil adamlar listesi henüz ortada yok ki, söz konusu eşhasın süreci bilmeyenlerden oluştuğunu iddia edebileyim!  Hele bir ortaya çıksın, bakalım. Bir de tabii “müzakere süreci” ifadenizi garipsiyorum, devletin eşkiya ile masaya oturduğunu ima ediyor ki, bu kabul edilemez.

2. Cumhuriyet’in kuruluşuna adım adım gidildiği tartışmalarına katılıyor musunuz? 2. Cumhuriyet kavramının sizdeki karşılığı nedir?

- Her yeni anayasa, her yeni kanun ile cumhuriyete   bir sayı vereceksek, yandık!  Elbette zaman değişiyor, ihtiyaçlar değişiyor, devlet ve toplum ona göre pozisyon alıyor.  Kaldı ki, yasalar, Allah kelâmı değildir, anayasa dahil, her an yeniden yazılabilirler.

Alev Alatlı, Abdullah Öcalan figürünün dönüşümüne nasıl bakıyor?

-Hangi değişim, efendim?!

Kürt sorununun çözümü sürecinde, dün Ekrem Dumanlı bir yazı yazdı. ‘Türklük’ kavramını dile getirmenin neredeyse bir suç haline geleceğini öne sürdü. Bu fikre yakın mısınız?

-Lâfı bile provakatif.  Duymamış olayım.

Liberal solun, son yıllarda siyasi anlamda nasıl bir rol oynadığını düşünüyorsunuz? Özellikle de muhafazakar bir iktidarın varlığı göz önünde bulundurulduğunda?

- Hem “sol” hem de “liberal” olunmaz. Kaldı ki, bu iktidar Türkiye’nin gelmiş geçmiş en devrimci iktidarlarından birisidir – unutmayın: “One minute!”

Beyaz Türkler ve liberal sol arasında, sizin romanınızda bahsettiğiniz o eğitim, yabancı dil vs. göstergeler bağlamında, yakın bir ilişki olduğu muhakkak. Peki bu ilişki, AK Parti karşısında nasıl bir seyir izliyor? Burada Ahmet Altan örneğinden hareketle muhalifliği de konuşmak isterim.

-Dediğim gibi, hem sol, hem de liberal olunmaz. Belki de sol gösterip, sağ vuran, yani Yeni Dünya Düzeni, küreselleşme  yanlıları demek daha doğru olur.  Ak Parti’ye kendi ülküleri doğrultusunda istimal edebilecekleri değişimleri gerçekleştirdiği sürece destek verdiler. Bu hep olur. Zamanında İran devrim muhafızları ile komunist Tudeh de ortak hareket edebilmişti, malûm.

Yeni bir anayasa olmalı mı sizce? Evetse de, nasıl bir mutabakatla yazılmalı?

- Doğrusunu isterseniz, ben Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanı görmek isterim – bunun için anayasa değişikliği gerekiyorsa olsun derim.  Velâkin, ondan önce YÖK yasası gibi, CMUK gibi, 657 gibi, siyasi partiler yasası gibi yaşamsal sorunlarımız var. Ben olsam önce onları toparlamaya çalışırdım.